• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/TrabzonBasket
  • https://www.twitter.com/TrabzonBasket
  
Üyelik Girişi
Bölümler

Serhat Emirzeoğlu
s.emirzeoglu@gmail.com
BİR TARAFTAR HİKÂYESİ
23/11/2016

  e-posta: s.emirzeoglu@gmail.com         twitter: @catlakmuhendis 

  



BİR TARAFTAR HİKÂYESİ-BASKETBOLLA TANIŞMAK

Futbol ile yaşayan bir şehrin çocuklarıydık biz. Uzunca süre başka spor bilmedik. Futbol hikâyeleri dinledik hep ve futbolcu olma hayalleri kurduk. İlk defa bu hayali kurduğum zamanı hatırlıyorum. Üçüncü sınıftaydım. Fatih ilköğretim okulunda okuyordum. Şimdiki gibi modern bir okul değildi o zaman. Ayasofya müzesinin yanında, sahile bakan büyük bir bahçe içerisinde tek katlı eski sarı bir binaydı.

Babama söyledim futbol oynamak istiyorum diye. Öyle çokta yetenekli değildim ama yinede istiyordum. Mahallede Shota ben olacağım, Hami ben olacağım diye kavga eden abilerimi, hafta sonu stadyuma giden kalabalıkları gördükçe başka şey ister miydi bir çocuk yüreği. Babamın beni kırmayıp okul gelişini de hatırlıyorum. Bahçeden içeri girince tüm arkadaşlarıma futbol takımına giriyorum ben dedim.

 "Bakın babam beni futbol takımına yazdırmaya geldi."

Benim için büyük bir hayal olsa da, beden eğitimi öğretmenimiz futbola yeteneğimin olmadığını anlamış olacak ki kibar bir dille farklı bir yönlendirme yapmış. Babam da beni üzmeden izah etmeye çalıştı durumu.

"Futbol takımına değil daha güzel bir takıma aldı seni öğretmenin. Cumartesi günü antrenman var."

Futbol takımına girememek hayal kırıklığı olmuştu ama futboldan daha güzel olan bu takım neydi çok merak ediyordum. Aslında hiç bilmiyor değildim. Bahçemizde iki adet pota vardı. Basketbol oynardı üst sınıflarda okuyanlardan birkaçı. Kalabalık değillerdi ama farklı bir şey yaptıklarından herhalde hemen göze batarlardı. Yani tüm basketbol bilgim okul bahçesinde bir çemberden topu geçirmeye çalışan birkaç kişiden gördüklerimden ibaretti.

Hafta sonu basketbol antrenmanına gidecektim. Arkadaşlarıma biraz mahcup olacaktım aslında. Bir kere futbolcu olacağım demiştim. Şimdi bunun yerine futboldan daha güzel bir spor basketbol diyordum herkese. Basketbol savunucu kesilmiştim ama sorsalar bir adet basketbolcu adı bile bilmiyordum. Bende pek inanmıyordum ya söylediklerime. İnanmak için elimde hiçbir şey yoktu. Spor haberlerinde hep futboldan bahsederdi spikerler. Basketbol gerçekten güzel olsa orada bahsederdi herhalde.

Cumartesi günü saat dokuzda antrenman var. Gidecektim ama basketbolu bilmiyordum ki. Bir gazete alıp spor sayfalarını incelemek geldi aklıma. Aslında basketbolu öğrenmek miydi aklımdaki yoksa bir kahraman mı arıyordum kendime emin değilim. Bildiğim tek şey o günkü gazete manşeti "Büyük Zafer". Bu günkü adıyla Anadolu Efes bir gün önce Koraç Kupasını kazanmış. Avrupa’da yer yerinden oynamış. Gözümün önünden yıldızlar geçiyor. Herkes kazanılan bu büyük başarıyı yazmış. Haberlerde gözüme çarpan bir isim var “Petar Naumoski”. Ben o güne kadar ne Koraç kupasını biliyordum ne Efes i nede Naumoski yi. Çocuk aklı işte sadece aradığım kahramanı buldum o gün. Önce destekleyecek bir basketbol takımı sonrada örnek olacak bir basketbolcu.

Cumartesi günü ayaklarım yere basmadan gittim o antrenmana. Petar Naumoskiydim ben. Onun gibi atacaktım topu potaya. Öğretmenimiz iki takım kurup maç yaptırdı. Ben kenarda bekleyen birkaç kişiden biriydim. Sahadaki arkadaşların yaptıklarını anlamaya çalışıyordum. Sonuçta ilk defa elime değecekti o top. Sadece spor malzemelerinin olduğu odada görmüştüm birkaç kere. Maçın yarısında beni omuzumdan tutup sahaya doğru itti hafifçe öğretmenim. Hadi birazda sen oyna dedi. Yavaş yavaş yürüdüm sahaya doğru. Nerede durmam gerekiyor, ne yapmam gerekiyor bilmiyordum. Bir ileri bir geri koşuyordum ama topa elim bile değmedi bir süre. Birkaç dakika sonra bir anda potanın hemen altında topu elimde buldum. Topu kim attı hatırlamıyorum ama heyecandan kulaklarım kızarmıştı onu çok net hatırlıyorum. Birkaç saniye ne yapmam gerek diye düşündüm. Kulağıma gelen bir ses at potaya at dedi. Başımı yavaşça kaldırdım. Pota çok uzaktaydı. Topu oraya kadar gönderebilir miydim? Çokta düşünmeden topu potaya gönderdim. Yazmayı unutmuşum spor ayakkabım da yoktu. Ayağımda kösele bir çift ayakkabı vardı o an. Topu atmak için kollarımı kaldırırken ayaklarımın kaydığını hatırlıyorum. Son gücümle topu potaya doğru fırlattım ve topun benden uzaklaşmasını izledim birkaç saniye. Benim bedenim yere çarptığında top önce panyaya vurup çemberin içinden geçti. İlk defa tuttuğum topu potaya fırlattım ve basket oldu.

Düştüğümde canım acımış olmalı. Ben o acıdan ziyade Naumoski diye attığım sevinç çığlığını hatırlıyorum. O maçta top bir kez daha elime değmedi. Sahanın içinde dakikalarca heyecanla koşup durdum. Antrenman bittikten sonra topun potaya doğru gidişi vardı gözlerimin önünde. 9 yaşında bir çocuk için dünyanın en güzel hislerinden biriydi.

O günden beri bulduğum her potada ve elime aldığım her topla basketbol oynadım. Bazen Mirsad Türkcan oldum bazen İbrahim Kutluay bazende Hidayet Türkoğlu. Uzun yılar içimdeki devasa basketbol sevgisini şehrimle bağdaştıramadım. Hep özlemini duydum bir profesyonel Trabzon basketbol takımını izlemenin. Doğduğum büyüdüğüm yaşadığım şehrin bir oyuncusu olamadım hiç.

 Son on yıldır özlemini duyduğum bu takımı takip ediyorum. Bölgesel ligde İdman Ocağının yerine mücadeleye başlanan o günden beri. Çokta yakıştırıyorum Bordo-Mavi formayı parkelere. Çokta istiyorum başarılarına şahit olmayı. Bazen işimden dolayı maçı izleyemiyorum. Her dakikasını internet üzerinden takip ediyorum ve izliyormuşçasına heyecanlanıyorum.

Bu heyecanın düşündürdüğü bir şey daha var. Okuduğumuz okulların potalarında basketbol oynayan birçok arkadaşım vardı. Aramızda konuşurduk bazen. Beraber kurardık Trabzon’daki basketbol takımımızın hayalini. Bu gün uzunca süre birçok kişinin hayalini kurduğu o takım parkelerde mücadele ediyor. Mücadele ediyor ama ben bu takımın hayallerini kuranları tribünde göremiyorum. Yıllarca bu şehrin neden bir basketbol takımı yok diyenler bu takıma gereken desteği veremiyor. Belki her sezon başarılı olamıyor ya da her maçını kazanamıyor ama bu şehri temsil ediyor. Aslında dönem dönem yaptıklarıyla başarılı olabileceğini gösteriyor. En önemlisi de bir spor takımı başarısız olduğu zaman taraftar desteğine daha çok ihtiyaç duyuyor.

Bu kadar uzun süre basketbolu takip edince öğrendiğim bir şey var ki basketbolda taraftarla güzel olduğu. Sahada mücadele eden takımın tribündeki taraftarlarından kuvvet aldığı...

Bu güzel takımında güzel taraftarlara ihtiyacı var. Galip geldiği zaman beraber çocuklar gibi sevinecek, mağlup olduğu zaman omuz omuza verecek kardeşlere ihtiyacı var.

Gelin bu güzel kardeşliği hep beraber kuralım olmaz mı?



1856 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BASKETBOL TAKIMI İLE DERDİNİZ NEDİR? - 26/07/2018
Biz berbat geçen bu sezonu sindiremeden ve gelecek sezonu düşünmeye başlamadan çok daha gereksiz durumlar ortaya çıktı. Futbol takımı yönetimi ile yaşanan çatışma zihinleri allak bullak etti.
ORKESTRA BURADA ŞEF NEREDE? - 05/03/2017
Bakıldığında iyi sanatçılardan kurulu bir orkestra görüntüsünde olan takım, kendisini yönetecek şefi bulamayınca sonuç kaçınılmazdı. Oyun kurucu eksikliğini iliklerimize kadar hissettiğimiz bir maç izledik.
PROTOKOLE SIĞMAYAN BAŞKAN - 27/02/2017
Abiş Hopikoğlu, protokol tribünündeki rahat koltuklara sığamayacak kadar büyük bir Trabzonspor Medicalpark taraftarıdır. Bir kulüp başkanı olarak mutlaka hataları olmuştur. Her zaman büyük başarılar elde edememiş olabilir ama Trabzonlu olmadığı için
ZAMAN TAŞIN ALTINA ELİNİ SOKMA ZAMANI - 11/02/2017
Trabzonspor Medical Park oyuncularıyla bugün izleyenlere çok net bir mesaj verdi. “Biz ne olursa olsun sezonun son maçının son saniyesine kadar mücadele edeceğiz”
KAYBOLAN HEDEFLER - 04/02/2017
Görünen o ki takviye yapılmadığı taktirde performansta iyileşme olması mümkün gözükmüyor. Takımın küme düşme adayı olmadı bariz olsa da bu şartlarda playoffa katılmak mucizeden öteye geçmiyor.
SAVUNMA ŞART - 21/01/2017
Trabzonspor Medical Park gösterdiği performans ile ligin en ilginç takımı bence. Kalburüstü takımlarla oynarken neredeyse bir Eurolig takımı performansı gösterirken, ligin alt sıralarında ki takımlarına karşı bir küme düşme adayına dönüşüyor.
KEYİFSİZ GALİBİYET - 07/01/2017
Bir basketbol takımı hayal edelim. Son beş lig maçında sadece bir galibiyet almışsınız. Son üç maçta rakiplerinize mağlup olmuşsunuz. Zaten lige de uzun bir mağlubiyet serisi ile başlamışsınız.
ALTI KİŞİLİK TAKIM VE MAĞLUBİYET SERİSİ - 31/12/2016
İçinde bulunulan bir tehlikede oyuncular ve koçun takıma olan inancını kaybetmesi. Eğer takım toparlanmazsa, hedefsizlik ve bundan dolayı oluşan konsantrasyon kaybı çok vahim sonuçlar alınmasına neden olabilir.
OYUN KURUCU OLMAYINCA - 25/12/2016
Bu maçın teknik olarak analizi çok önemli değil. Üzerine konuşulması gereken en önemli konu koç Sergei Bazarevich yönetimi. Takımın eksikliklerine rağmen, rakiplerine karşı her maç bir duruş sergiliyor.
 Devamı